TÜRKİYE’DE SÜRÜP GİDEN İDEOLOJİK TARTIŞMALAR

13 Haziran 2007

TÜRKİYE’DE SÜRÜP GİDEN İDEOLOJİK TARTIŞMALAR

 

Türkiye’de Demokrasi, Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürkçülük üzerinde yapılan tartışmalar aslında “karaltıya taş atmak” veya “olmayan bir şeyi hayal ederek var sanmak” gibi oldukça gülünç ve hatta ilkel bir davranış biçimidir. Bir başka ifade ile “Belli bir inancı veya hayat anlayışını benimseyip, herkesin kendisi gibi düşünüp yaşamasını istemektir” ki her iki davranış biçimi hem zararlıdır ve hem de özellikle yaşadığımız asrın demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti gibi ana prensiplerine aykırıdır. Fakat ne yazık ki bunlar 21. Yüzyıl Türkiye’sinde fiilen yaşanmaktadır.

Bu olumsuz davranışların başlıca sebebi, ideolojik davranışlardır. Neden ideolojiktir? Çünkü ideoloji şöyle anlatılır: Siyasî veya toplumsal bir öğreti oluşturma; yani bir hükümetin, bir partinin, bir gurubun davranışlarına yön veren politik, hukukî bilimsel, felsefî, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü hep birer ideolojidir.

Şayet bir toplumda bir gurup çıkar da yukarıda söylenen ideolojilerden birini veya birkaçını güç ve baskı kullanarak toplumun tamamına kabul ettirmeye kalkarsa işte bu ideolojik baskıdır. Bu da insan haklarına, din ve vicdan hürriyetine aykırıdır.

Türkiye’de çok gördük. “Kahrolsun şeriat !” diye sloganlar atıldı. Peki, nerde şeriat? 80 senelik cumhuriyet tarihinde  şeriat isteriz diye bir hareket oldu mu?  Bunların hepsi varsayıma dayalı ve organize hareketlerdir. Ve dikkat edilirse görülecektir ki, bu tahriklere karşı herhangi bir karşı hareket de olmamıştır.

 Rejim tehlikede! Deniyor. Nerede bu tehlike? Varsayım! O kadar manasız  davranışlar ki,bunlar, akıl ve mantıkla bunları izah etmek mümkün değildir.  Eğer rejim tehlikede ise bunu koruyacak kurumlar vardır. Şayet birisi çıkar da rejimi değiştirmek isterse, devletin güçleri bunu önler. Sonra devletin kanunları, müesseseleri, anayasası, parlamentosu varken rejimi değiştirmeye kimin gücü yeter? Peki  “Rejim tehlikede” diyenlerin acaba maksatları nedir? Maksatları, böyle bir tehlike olduğunu söyleyerek mevcut iktidarı düşürmektir.

“Türkiye laiktir, laik kalacak”! Peki Türkiye laik olmamalı diyen birisi var mı? Yok! Aman efendim bu Müslümanlar fırsat bulsa hemen ilk olarak laikliği kaldıracaklar! “bunu nereden çıkarıyorsun” denince Efendim niyeti böyle: niyet okuma! Peki, bir kimsede var olan potansiyel düşünceler sebebiyle insanlar suçlanabilir mi? Ses yok. Zira hukuken suçlanamaz…

Bütün mesele şu:

İktidar olamayanların halka söyleyecekleri bir şeyleri olmadığından iktidara gelmek için ideolojiyi kullanmağa çalışıyorlar, Ama bu onlara bir fayda getirmez. Zira bu ideolojiler kimsenin karnını doyurmaz. Hiç kimsenin günlük hayattaki problemlerini çözmez. Hastaları tedavi etmez. Üniversitelere giremeyen yüz binlerin derdine deva olmaz. Çünkü vatandaşın laik-antilaik, dindar-dinsiz, sağcı-solcu, demokrat-antidemokrat olması, problemleri çözmüyor.

Özellikle demokrasilerde halk, seçim zamanında vaat edilenlerle, iktidarda yapılanlara bakar. Onun için dünyadaki bütün demokrasilerde iktidarlar devamlı el değiştirir.

Bana göre Türkiye’deki problemin ana sebebi, aydınların düşünme ve anlama tarzlarında oluşan bir kirlenmedir. Bu sebebe bağlı olarak doğru düşünme yeteneği zayıflamıştır.

Bize göre doğru olan, eğer demokrasiye inanıyorsak, ilk olarak vatandaşlık haklarına saygı göstermemiz gerekir. Kanunlara uyan, askerliğini yapan, vergisini veren her vatandaş ana yasada yazılı bulunan hak ve hürriyetlere sahiptir.

Bu şartları yerine getiren vatandaşa, “sen şöyle olacaksın. Şuna inanacaksın şuna inanmayacaksın. Şayet başını açmazsan seni üniversitede okutmam. Namaz kılarsan seni orduya almam” gibi hem hukuk dışı, hem de insanlık dışı muameleler vatandaşı rahatsız ediyor. Ediyor ama, vatandaş bu bağnaz ve sözde aydınlardan daha anlayışlı davranıyor. Aydınların bu haksız davranışlarını hoşgörü ile karşılıyor. Fakat ne gariptir ki, mevcut iktidarı gerici kabul edip onu düşürmek isteyenler, seçimlerde kaybediyorlar. Demek ki, rejim tehlikede değil, demek ki, şeriat tehlikesi yok. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Meseleye bir de başka açıdan bakalım:

 Mesela İngiltere devlet olarak dinî esaslara dayalı bir devlettir. Zira kraliçe aynı zamanda Protestanların reisidir. İngiltere hem demokrasinin beşiğidir, hem de krallıkla idare edilen bir ülkedir. Bunun ne zararı var? İngilizler laik olmadıklarına göre neleri eksik?

Osmanlı Devleti de aynı İngiltere’de olduğu gibi Devlet Reisi olan padişah aynı zaman da dinî reistir, halifedir. O da asırlarca adı demokrasi olmasa da çok farklı inançları ve kültürleri bir arada yaşatmıştır. İşte önemli olan hangi ırktan hangi dinden olursa insanların bir arada yaşamayı başarabilmeleridir.

 18. Yüzyılda başlayan milliyetçilik Osmanlıların sonunu getirmiştir. Bunun da sebebi, o günün idarecileri bu tehlikeye karşı gerekli tedbirleri zamanında alamamıştır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde tek ırk, tek din yoktur. Önemli olan farklı ırklara, farklı dinlere, farklı kültürlere sahip olan vatandaşların hoşgörü ile bir arada yaşamayı becermeleri ve başarmalarıdır.

Türkiye’de kuvvetler ayırımı olmamalı, devlet tek elden idare edilmelidir. Hukukun üstünlüğü sağlanmalı, vatandaşlık haklarına saygı gösterilmelidir.

Artık 21. Yüzyılda aşağılık komplekslerinin etkisi altında kalmamalı. Sanıldığı gibi başkaları bizi, kadınları örtülü diye yermez. İlim teknoloji ve sanatı yok diye yerer.

Çünkü dünyada hâkimiyet ve üstünlük vasıtası üç tanedir. Eğer bunlar sende varsa herkes sana saygı duyar. İlim, teknoloji ve sanat.

Bu üç vasıtaya sahip olmayan millet mahkûmdur ve fakirdir. Onun için vatandaşın inancına kılık kıyafetine kafayı takmayalım. Çalışıp zengin olmaya bakalım. Kardeşçe bir arada yaşayalım

 

Benzer Konular

Kelam ve İsâm Hukuku kitabı takdimi

Vakfımız, millî ve milletlerarası tartışmalı ilmî toplantılar yanında İslâmî İlimlerde Metodoloji Problemi’nin araştırıldığı bir dizi Tar-tışmalı İlmî İhtisas Toplantıları da düzenlemektedir. 20-21 Mayıs 2017 tarihlerinde, Sabahattin Zaim Kültür Merkezi’nde “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” konulu sekizinci Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısı gerçekleştirilmiş, bu toplantıda “Gü-nümüzde Kelâm İlminin Müfredatı” ile “Fıkhın Geçmişte ve Günü-müzde Müfredat Sorunları” başlığı altında tebliğler sunulmuş ve çeşitli üniversitelerimizin İlahiyat Fakültelerinde görevli kırk hocamız tarafından müzakere edilmiş, toplantı metinleri “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” adlı bu eserde bir araya getirilerek neşredilmiştir. Bu vesileyle çalışmada emeği geçen, maddî-mânevî desteklerini esir-gemeyen bütün kişi, kurum ve kuruluşlara minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

TÜRKİYE’DE SÜRÜP GİDEN İDEOLOJİK TARTIŞMALAR

Türkiye’de Demokrasi, Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürkçülük üzerinde yapılan tartışmalar aslında “karaltıya taş atmak” veya “olmayan bir şeyi hayal ederek var sanmak” gibi oldukça gülünç ve hatta ilkel bir davranış biçimidir. Bir başka ifade ile “Belli bir inancı veya hayat anlayışını benimseyip, herkesin kendisi gibi düşünüp yaşamasını istemektir” ki her iki davranış biçimi hem zararlıdır ve hem de özellikle yaşadığımız asrın demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti gibi ana prensiplerine aykırıdır. Fakat ne yazık ki bunlar 21. Yüzyıl Türkiye’sinde fiilen yaşanmaktadır.

ZEKÂT KİMLERE VERİLEBİLİR?

ZEKÂT NERELERE VERİLEBİLİR? Zekâtın nerelere verileceği Tevbe Sûresi’nin 60. ayetinde şöyle anlatılır: Zekâtlar Allah’ın emrettiği bir farz olarak; 1. Yoksullara, 2. Düşkünlere, 3. Zekât toplayan memurlara, 4. Gönülleri İslâm’a ısındırılması düşünülen kimselere, 5. Esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyen esirlere ve kölelere, 6. Borcuna karşılık malı olmayan borçlulara, 7. Allah yolunda çalışanlara(cihd edenlere), 8. Parasız kalmış yolculara verilir.