İSLÂM IN TARIM HAKKINDA GÖRÜŞÜ

31 Temmuz 2006

 

İSLÂM IN TARIM HAKKINDA GÖRÜŞÜ

 

Bugünün iktisat ilmine göre, milletlerin iktisâden kalkınmaları birinci derecede bilgiye sonra ticarete sonra sanata ve ni­hayet tekniğe bağlıdır. Tarım ise bu dört faktörün içinde mündemiç yan bir âmil telakki edilir. Nitekim bir ülkenin iktisadî yönden gelişme seviyesini tesbit ederken, ö ülke nüfusundan yüzde kaçının ziraat kesiminde çalıştığını tesbit etmek başta gelen ölçülerdendir. Esasen ticaret, sanat ve teknik de ilme bağlıdır. Bunların hepsi ilimle elde edilir. Bu itibarla bir millet için evve­lemirde ehemmiyetle üzerinde durulacak husus, her şeyden önce maddî ve manevî bölümleriyle ilmî çalışmaları teşvik etmek ve geliştirmek işidir

O halde ilim nedir? Geniş anlamıyla ilim, bir vasıftır. Hakikatte araz olan vasıfların müstakil vücutları yoktur. İlim zat ile yani insanla kaimdir. Çünkü her çeşit bilgi ancak akıl ile elde edilir. Akıl ise sadece insanda bulunan bir "cevher dir. Bundan dolayıdır ki, bir mefhum ve mana olan ilim, onu taşıyan âlim mevcut olmadığı müddetçe gerçekte insanlık için bir değer taşımaz. Binaenaleyh bu mevzuda mühim olan mesele, her çeşit bilgiyi kazanıp taşıyan, anlayan, anlatan, icad eden bilgili insan unsurunu yani her ilmin âlimini yetiştirmektir. İnsanlığın bu ölçüde yetişmiş, yapıcı ve icad edici âlimlere ne kadar muhtaç olduğunu anlatmak hususunda İslâm Peygamberi «Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür» buyurur. Kur'an’da ise «Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?» (Zümer Sûresi 9.) denilmek suretiyle hakikatte bilginin değil, bilgili insanın bir değer olduğuna, ancak bilgili insana kıymet verilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.

İnsanları bilgili olmağa, milletleri bilgili insanlar, âlimler yetiştirmeğe ısrarlı bir şekilde teşvik eden İslâm, bu arada ticareti övmüş, ticaretle uğraşmağı teşvik etmiş ve hatta kazancın onda dokuzunun ticarette olduğunu ilân etmiştir. Bunların yanında ağaç dikmeyi, hayvancılığı, bağ-bahçe yetiştirmeyi de teşvik ettiği halde pür ziraatı, bu günün tabiriyle tarımla uğraşmayı teşvik etmediği gibi bir millet olarak topluca tarımla uğraşmayı tasvip etmemiş, daha da ileri giderek tarımla uğraşanların daima zillet ve meskenete duçar olacaklarını bildirmiştir.

Fakirliği ortadan kaldırmayı, yaşama düzeyinde iktisadî bakımdan bir dereceye kadar insanları eşit hale getirmeyi esas hedef kabul eden İslâm, hâkimiyet unsurlarının özellikle ilim, sanat, ticaret ve teknik olduğunu, esasen askerî gücün de bunlara dayandığını açıkça ifade etmiştir.

Bu mevzuda İmam Buharı, Meşhur «el-Câmiu's-sahih» adlı eserinde Ebû Ümânıe el-Bâhilî'den şöyle bir hadis nakleder: Bir gün Ebû Ümâme bir evin önünde duran ziraat aygıtlarına bakarak der ki, Resûlüllah (S.A.) şöyle buyurdular «Devamlı bir şekilde sadece ziraatla uğraşan bir millet (veya fertler) daima zillete duçar olur» (Hadis hakkında geniş bilgi için bk. el-Camiu's-sahîh III, 66; Şerhu'l-Kinnânî, X, 147 - 48; İrsadu's-sârî, IV 163; Fathu'1-bârî, V, 400-401 Umdetül'-kârî (el-Aynî, XII,' 156 - 57; Sahih Buharı Muhtasarı Tecrid Sarih Tercemesi, VII, 171 vd; Zübdetü'l-Buharî s. 373 - 374.).

Bu hadis üzerinde duran eski âlimler, meseleyi daha ziyade -cihada bağlıyarak, toprağa bağlılıkları sebebiyle tarımla uğra­şan kimselerin düşmanla savaşta sebat etmelerinin zor olacağını ileri sürmüşler ve hadisde geçen zilleti bu şekilde tefsir etmişler­dir. Kanaatimizce hadiste başka manalar da düşünülmelidir. Bir kere hadisin anlatmak istediği gayeyi tam olarak anlayabilmek için konu ile ilgili diğer hadislere müracaatla işe başlamalı ve hadisler arasındaki münasebetleri iyi değerlendirmelidir.

Hadis şu hususları içine alır:

a. Bu hadisin râvisi Ebû Ümâme el-Bâhüı mümtaz bir sahabedir. Buharı kendisinden beş hadis rivayet etmiştir."Hadis râvisi bakımından sağlamdır. Böyle bir hadisi Ebû Ümâme'nin rivayet etmesi, onun iktisadi mevzulara ehemmiyet verdiğini anlatır.

b. Hadiste doğrudan doğruya bizzat tarımın kendisi kötülenmemiş, bilâkis insanları başka mesleklerle uğraşmaktan alıkoyan pür tarımcılık ve sadece tarıma bağlılık kötülenmiştir. Çünkü İslâm’ın emrettiği ibadetleri tam olarak eda etmek hususunda tarımla uğraşanlar son derece zayıf kalırlar. Meselâ İslâm’ın şiddetle üzerinde durduğu temizlik, zenginlere farz olan zekât ve hac bilhassa tahsili ve insanları irşad etmek gibi konularda tarımla uğraşanlardan çok azının mükellef olacağı, olsa bile hakkıyla vazife yapamayacağı aşikârdır.

c. Hadiste fert yerine aile ve millet tabirleri kullanılmak suretiyle millet fertlerinden bazısının tarımla iştigal etmesinde bir sakınca olmadığı ve bunun icabında bir zaruret olabileceği bildirilmiştir.

 

Hadiste daha çok dikkati çeken husus, bîr millet fertlerinden çoğunun tarımla uğraşması sebebiyle ilim, sanat, ticaret ve tekniği terk etmesinin gerçekten zillet ve meskenete vesile olacağı, bundan şiddetle sakınılması gerektiği anlatılmıştır.

Hülasa İslâm, dünyada başarılı olmanın, hâkimiyet unsurlarını elde tutmanın, ilerlemenin yollarını göstermiştir. Bütün mesele bu gerçeklere değer verecek insanların yetişmesi ve kendi davalarına sahip çıkmasıdır. Binaenaleyh bu hadisten ibret, alarak Müslümanların kendilerini daha ziyade ilme, ticarete, sanata ve. tekniğe vermeleri gerekmektedir,

İslâm’da, dilenmek çirkin sayılmıştır. Bilhassa çalışma gücüne sahip kimsenin dilenmesi haramdır. Zaruret olduğu takdirde ihtiyaca yetecek miktarı, istemeğe cevaz vardır. Bir kimsenin, rızkını kazanmak için çalışması ibadettir. Kazanmak için çalışmak, ilim tahsili hariç her türlü nafile ibadetten faziletlidır ! Buna göre halkın verdiği zekât, sadaka gibi yardımlarla geçinip kendilerini ibadete veren dervişin ve ehl-i tarikin durumu İslâm esaslarına uymaz. Ancak ihtiyacı olmayan kimselerle, kendini ve bakmakla mükellef olduğu kimseleri geçindirecek miktarı çalışıp kazanan kimseler, çalışmalarından arta kalan zamanlarını nafile ibadete verebilirler.

Bugünkü duruma bakacak olursak hadisin manası daha iyi anlaşılır. İktisatçılar «Bir ülkenin iktisaden ileri ya da geri olduğunu anlamak iki şey önemlidir.» derler:

Ülke nüfusunun yüzde kaçının tarımla uğraştığı.

Ülkedeki faiz oranları.

Eğer bir ülke halkının çoğunluğu geçimini tarımdan sağlıyorsa o ülke geridir. Faiz oranlanın yüksek olması da ekonomik gerilemenin sebebidir.

Bugün dünyadaki ileri ülkelerde tarımla uğraşanların sayısı mesela Amerika'da % 5, Japonya ve Almanya'da %4 tir. Ama Bangladeş'e ve Mısır'a bakarsak bu oran % 70 lerin üzerindedir.

Bu veriler bize, İslâm’ın neden tarımı teşvik etmediğini göstermeğe yeterlidir. Mesela Türkiye'nin en fazla tahıl üreten vilayeti Konya'nın elde ettiği senelik mahsulün ancak 3 veya 4 adet jet uçağı satın alabildiği düşünülürse gerçekler biraz daha anlaşılır. Bugün dünyada açlık sıkıntısı çeken ülkeler hep tarım ülkeleridir. Bunun anlamı şudur: artık tarımda verimlilik de bugün ilim ve teknolojiye dayanmaktadır.

****

 

Benzer Konular

Kelam ve İsâm Hukuku kitabı takdimi

Vakfımız, millî ve milletlerarası tartışmalı ilmî toplantılar yanında İslâmî İlimlerde Metodoloji Problemi’nin araştırıldığı bir dizi Tar-tışmalı İlmî İhtisas Toplantıları da düzenlemektedir. 20-21 Mayıs 2017 tarihlerinde, Sabahattin Zaim Kültür Merkezi’nde “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” konulu sekizinci Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısı gerçekleştirilmiş, bu toplantıda “Gü-nümüzde Kelâm İlminin Müfredatı” ile “Fıkhın Geçmişte ve Günü-müzde Müfredat Sorunları” başlığı altında tebliğler sunulmuş ve çeşitli üniversitelerimizin İlahiyat Fakültelerinde görevli kırk hocamız tarafından müzakere edilmiş, toplantı metinleri “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” adlı bu eserde bir araya getirilerek neşredilmiştir. Bu vesileyle çalışmada emeği geçen, maddî-mânevî desteklerini esir-gemeyen bütün kişi, kurum ve kuruluşlara minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

TÜRKİYE’DE SÜRÜP GİDEN İDEOLOJİK TARTIŞMALAR

Türkiye’de Demokrasi, Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürkçülük üzerinde yapılan tartışmalar aslında “karaltıya taş atmak” veya “olmayan bir şeyi hayal ederek var sanmak” gibi oldukça gülünç ve hatta ilkel bir davranış biçimidir. Bir başka ifade ile “Belli bir inancı veya hayat anlayışını benimseyip, herkesin kendisi gibi düşünüp yaşamasını istemektir” ki her iki davranış biçimi hem zararlıdır ve hem de özellikle yaşadığımız asrın demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti gibi ana prensiplerine aykırıdır. Fakat ne yazık ki bunlar 21. Yüzyıl Türkiye’sinde fiilen yaşanmaktadır.

ZEKÂT KİMLERE VERİLEBİLİR?

ZEKÂT NERELERE VERİLEBİLİR? Zekâtın nerelere verileceği Tevbe Sûresi’nin 60. ayetinde şöyle anlatılır: Zekâtlar Allah’ın emrettiği bir farz olarak; 1. Yoksullara, 2. Düşkünlere, 3. Zekât toplayan memurlara, 4. Gönülleri İslâm’a ısındırılması düşünülen kimselere, 5. Esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyen esirlere ve kölelere, 6. Borcuna karşılık malı olmayan borçlulara, 7. Allah yolunda çalışanlara(cihd edenlere), 8. Parasız kalmış yolculara verilir.