TÜRKİYE'DE TERÖR OLAYLARI

31 Temmuz 2006

TÜRKİYE'DE TERÖR OLAYLARINDAN SORUMLU DEVLETTİR.

25.5.1993’te 30 erimizin Bingöl’de şehit edilmesi üzerine bu yazı yazılmıştır...

 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına karşı vazifesini yapmıyor, adaleti uygulamıyor. Şöyle ki:

1- Suç işleyenler cezalandırılmıyor !  Bu sebeple suçluya karşı caydırıcı önlem yoktur. Bir ülkede suçsuz kimseleri öldürmüş binlerce katil hapishanelerde devlet tarafından bir süre beslenir, sonra salıverilirse; o ülkede insan öldürmek kolaylaşır. Burada sorumluluk bütün partiler ve üyeleriyle T.B.M.M. nindir. 450 kişiden bir tanesi çıkıp da katilleri idam edelim demiyor. Devlet kendine ait hak ve yetkileri kul­lanmıyor. Batı ne der, gibi anlamsız gerekçelerden çekiniyor. Batı ne yapacağını bize soruyor mu ki, biz de ona soralım. Bu zillet politikasından bir an önce vazgeçilmelidir.

2- Vatandaşın devlete güveni giderek zayıflamaktadır. Zira oğlu-kızı ana-baba veya akrabası teröristlerce öldürülmüş kimseler, katillerin cezalandırılmadıklarını görünce ümitsizliğe kapılıyor. Çünkü görünen o ki katiller devletçe besleniyor. Belli bir süre sonra da aflar yoluyla serbest bırakılıyorlar. Bu haksızlıktır, zulümdür. Bu katilleri devlet cezalandırmazsa kim cezalandırır?

3- Özellikle Güneydoğu'daki olaylara devlet hep siyasi ve iktisadi açıdan yaklaşıyor. Devlet bu bölge ile ilgili ilmî araştırmalar yaptırmalı, oradaki kardeşlerimize verilecek haklar varsa; onları vermeli, devlet kendisinin haklı olduğunu ilmî olarak isbat edip vatandaşı ikna etmeli, olaylar olmadan önce tedbir alınmalıdır. Eğer devlet varsa ve o bölgeyi kontrol altında tutuyorsa,, bu kadar silah ülkeye nasıl ve nereden giriyor? Bu kadar insan devletin kontrolü altındaki bu bölgede nasıl örgütleniyor? "Kale içten fethedilir" atasözünde olduğu gibi, anarşi ve terör devlet idaresine girmişse o zaman yetkililerin bunu halktan saklamaması gerekir. Zira hastalık gizlenince tedavisi mümkün olmaz.

Hukuk devletinin görevi adaleti uygulamaktır. İnsanları öldürenlere insan hakları uygulanamaz. Sadece adalet ölçüleri içinde ceza verilir.

Eğer trafik kaideleri tam olarak uygulanır, iyi bir denetim kurulursa ve caydırıcı önlemler alınırsa ve adalet tatbik edilirse terör kadar tehlikeli boyutlara ulaşmış trafik kazaları da asgariye indirilir. İşte bu da devletin görevidir. Devlet vatandaşın güven ve huzurunu sağlamakla yükümlüdür. Vatandaşa karşı adil olmalıdır. Adalet ise ancak kanunları tarafsız biçimde uygulamakla gerçekleşir.

Devletin yetkilileri vatan ve millete karşı görevlerini yerine getiremiyorlarsa hiç olmazsa işi ehline bırakmanın yüce onurunu taşımalıdırlar...

***

Benzer Konular

Kelam ve İsâm Hukuku kitabı takdimi

Vakfımız, millî ve milletlerarası tartışmalı ilmî toplantılar yanında İslâmî İlimlerde Metodoloji Problemi’nin araştırıldığı bir dizi Tar-tışmalı İlmî İhtisas Toplantıları da düzenlemektedir. 20-21 Mayıs 2017 tarihlerinde, Sabahattin Zaim Kültür Merkezi’nde “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” konulu sekizinci Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısı gerçekleştirilmiş, bu toplantıda “Gü-nümüzde Kelâm İlminin Müfredatı” ile “Fıkhın Geçmişte ve Günü-müzde Müfredat Sorunları” başlığı altında tebliğler sunulmuş ve çeşitli üniversitelerimizin İlahiyat Fakültelerinde görevli kırk hocamız tarafından müzakere edilmiş, toplantı metinleri “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” adlı bu eserde bir araya getirilerek neşredilmiştir. Bu vesileyle çalışmada emeği geçen, maddî-mânevî desteklerini esir-gemeyen bütün kişi, kurum ve kuruluşlara minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

TÜRKİYE’DE SÜRÜP GİDEN İDEOLOJİK TARTIŞMALAR

Türkiye’de Demokrasi, Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürkçülük üzerinde yapılan tartışmalar aslında “karaltıya taş atmak” veya “olmayan bir şeyi hayal ederek var sanmak” gibi oldukça gülünç ve hatta ilkel bir davranış biçimidir. Bir başka ifade ile “Belli bir inancı veya hayat anlayışını benimseyip, herkesin kendisi gibi düşünüp yaşamasını istemektir” ki her iki davranış biçimi hem zararlıdır ve hem de özellikle yaşadığımız asrın demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti gibi ana prensiplerine aykırıdır. Fakat ne yazık ki bunlar 21. Yüzyıl Türkiye’sinde fiilen yaşanmaktadır.

ZEKÂT KİMLERE VERİLEBİLİR?

ZEKÂT NERELERE VERİLEBİLİR? Zekâtın nerelere verileceği Tevbe Sûresi’nin 60. ayetinde şöyle anlatılır: Zekâtlar Allah’ın emrettiği bir farz olarak; 1. Yoksullara, 2. Düşkünlere, 3. Zekât toplayan memurlara, 4. Gönülleri İslâm’a ısındırılması düşünülen kimselere, 5. Esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyen esirlere ve kölelere, 6. Borcuna karşılık malı olmayan borçlulara, 7. Allah yolunda çalışanlara(cihd edenlere), 8. Parasız kalmış yolculara verilir.