TÜRKİYE'DE LAİKLİK

31 Temmuz 2006

TÜRKİYE'DE LAİKLİK

 

 

 

OKTAY EKŞİ'YE CEVAP (26.6.1989 tarihli Hürriyet)

 

 

 

 

Türkiye'de uygulanan lâiklik, İslâm düşmanlığıdır. Bu da zamanla Türk düşmanlığına ve Türk kültürü, Türk tarihi düşmanlığına dönüşmüştür.

 

 

Batı Avrupa'daki devletlerden sadece Batı Almanya ve Fransa lâiktir. Onlara göre lâiklik, dindar olmak istemeyene de hak tanımaktır. Zi­ra vaktiyle kilise dindar olmayanı resmen afaroz etme hakkına sahipti.

Bilindiği gibi vaktiyle Hıristiyan Batı'da devlet reisi ya da kral hükümdar halkın maddî ve manevî vazife, hak ve yetkilerini temsilî olarak şahsında toplardı. Örneğin, İngiltere kraliçesi veya kralı aynı zamanda halkın manevî reisidir. Eskiden Osmanlı Devleti'nde de padişah, maddî ve manevî bütün yetkileri şahsında toplardı.

Lâiklik aslında dinî yetkileri devlet başkanına değil de din işleri ile ilgili din adamlarına vermektedir. Bu durumda devlet, dinî konularda herhangi bir kısıtlama yapma yetkisine sahip değildir. İşte bu lâiklik, dinî görevini yapan fertle yapmayan fert arasında resmen ve kanunen bir fark olmadığını ortaya koymaktadır. Fert dilerse dindar olur; dilerse olmaz. Onun için Batı'daki lâiklik, dinî yaşamı tamamen serbest bırakmıştır. Devlet, dinin emir ve yasaklarına kesinlikle karışmaz; din adamları da devletin işine karışmazlar.

Gelelim Türkiye'ye; buradaki lâiklik İslâm düşmanlığıdır. Örneğin, Türkiye'de devlet, Hıristiyan ve Yahudiye dinî yönden hiçbir kısıtlama getirmemiş iken Müslümanlara ait ne varsa resmen kanunlar çıkararak onları yasaklamıştır: Hıristiyan bir fert dinin emri olan nikâhını kilisede papaza kıydırmış, devlet buna karışmamış; ama, müslümanın resmî nikâhtan sonra camiye gidip nikâh kıydırması yasaklanmıştır. Hıristiyan papazı sokakta dinî kıyafetlerini serbestçe giydiği halde, Müslüman din adamının kıyafeti yasaklanmıştır. Hıristiyan kendi dini icabı olan pazar gününü tatil yapmış ve kiliseye gitmiştir; ama müslümanın Cuma tatili Pazar'a çevrilmiş, resmen Cuma'ya gitmek yasaklanmıştır.

Peki, neden Cuma günü camilerde cuma namazı kılmaya mani olunmamıştır? Aslında bu bir çelişkidir. Ama,başlangıçta o kadar ileri gitmeye cesaret edememişler; genel yasaklamayı ileriye bırakmışlardır.

Hıristiyan/cenazesini kendi dinî inançlarına göre defneder. Türkiye'de resmî cenazeler Hıristiyan marşı ile saygı duruşu ile kaldırılır. Çok zor olduğu, Müslümanların ölülerini Hıristiyanlar gibi kaldırmaları için bu hususta daha fazla ileri gitmek zorlaşmış, onun için Hıristiyan usûlü cenaze kaldırma işi, sadece resmî ölülere uygulanmıştır. Meselâ,  Mustafa Kemal'in cenazesine dinî merasim yapılmamıştır. Anıtkabir de İslâmî değildir; yani, müslümanlar gibi sağ tarafı kıbleye gelecek şekilde yapılmamıştır.

Türkiye'de yapılan inkılâplar A'dan Ze'ye kadar hep İslâm ve Türk düşmanlığından başka bir şey değildir. İslâm, alkollü içkileri haram etmiş, devlet resmen onları serbest bırakmıştır. İslâm, kadının örtünmesini emretmiş, devlet bunu yasaklamıştır. Vatandaşı olduğu halde devlet örtünen kadının çalışmasını resmen yasaklamıştır. Hatta okuma hakkını da yasaklamıştır. İşte başörtüsü tartışması ortada. Devlet bu arada büyük ölçüde Türk düşmanlığı da yapmıştır. Hem de bunu, önceleri Türk milliyetçiliği, daha sonra da Atatürk milliyetçiliği sloganı altında yapmıştır. Türk okullarında Türk müziği yasaklanmış tır. Devletin resmî muzikası, bugün tamamen Batı muzikasıdır. Türklere ait kıyafetler resmen yasaktır. Türklerin bin sene kullandığı alfabesi değiştirilmiştir.Türk tarihine hakaret edilmiştir.

Sayın Oktay Ekşi... Burada saymak uzun sürecek, esasen sizce de malum bulunan ilke ve inkılapların asıl gayesini açıklamaktan neden çekiniyorsunuz. İçinizde gizlediğiniz İslâm düşmanlığını neden açıkça söylemiyorsunuz?

Lütfen beni dinleyin! Olay şudur: Sayıları % 3'ü geçmeyen bir azınlık aydın(!),devlet idaresini ele geçirince, gönüllerince yaşamak isterler. Ancak, idare ettikleri halkın dinî inancı buna engeldir. Bu engelleri ortadan kaldırmak için bir çare düşünürler. Bu konuda Hıristiyan ve yahudilere sorarlar; onların gösterdikleri şekilde ilkeler ve devrimler yapılmağa başlanır. Eğer devrimcilerin maksadı gerçekten devrim olsaydı başka türlü hareket ederlerdi. Bu devrimciler nedir? Hıristiyan mıdırlar? Zannetmem. Yahudi midirler? Zannetmem. Ateist midirler? Zannetmem. Budist midirler? Zannetmem. Atatürkçü müdürler? Zannetmem. Ya nedirler? Bunlar münafıktırlar; iki yüzlüdürler. Ne olduklarını bir türlü ortaya koymamışlardır. Bütün yaptıkları, her vesilede İslâm'a, Müslümanlara saldırmaktır. Araştırın! Bunlar şimdiye kadar sadece İslâm'a saldırmışlardır; başka dinlerle ilgilenmemişlerdir. Çünkü idare ettikleri milletin çoğunluğu müslümandır. Bir gün onların güçlenip başkaldırmalarından endişe etmekledirler.

Benzer Konular

Kelam ve İsâm Hukuku kitabı takdimi

Vakfımız, millî ve milletlerarası tartışmalı ilmî toplantılar yanında İslâmî İlimlerde Metodoloji Problemi’nin araştırıldığı bir dizi Tar-tışmalı İlmî İhtisas Toplantıları da düzenlemektedir. 20-21 Mayıs 2017 tarihlerinde, Sabahattin Zaim Kültür Merkezi’nde “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” konulu sekizinci Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısı gerçekleştirilmiş, bu toplantıda “Gü-nümüzde Kelâm İlminin Müfredatı” ile “Fıkhın Geçmişte ve Günü-müzde Müfredat Sorunları” başlığı altında tebliğler sunulmuş ve çeşitli üniversitelerimizin İlahiyat Fakültelerinde görevli kırk hocamız tarafından müzakere edilmiş, toplantı metinleri “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” adlı bu eserde bir araya getirilerek neşredilmiştir. Bu vesileyle çalışmada emeği geçen, maddî-mânevî desteklerini esir-gemeyen bütün kişi, kurum ve kuruluşlara minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

TÜRKİYE’DE SÜRÜP GİDEN İDEOLOJİK TARTIŞMALAR

Türkiye’de Demokrasi, Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürkçülük üzerinde yapılan tartışmalar aslında “karaltıya taş atmak” veya “olmayan bir şeyi hayal ederek var sanmak” gibi oldukça gülünç ve hatta ilkel bir davranış biçimidir. Bir başka ifade ile “Belli bir inancı veya hayat anlayışını benimseyip, herkesin kendisi gibi düşünüp yaşamasını istemektir” ki her iki davranış biçimi hem zararlıdır ve hem de özellikle yaşadığımız asrın demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti gibi ana prensiplerine aykırıdır. Fakat ne yazık ki bunlar 21. Yüzyıl Türkiye’sinde fiilen yaşanmaktadır.

ZEKÂT KİMLERE VERİLEBİLİR?

ZEKÂT NERELERE VERİLEBİLİR? Zekâtın nerelere verileceği Tevbe Sûresi’nin 60. ayetinde şöyle anlatılır: Zekâtlar Allah’ın emrettiği bir farz olarak; 1. Yoksullara, 2. Düşkünlere, 3. Zekât toplayan memurlara, 4. Gönülleri İslâm’a ısındırılması düşünülen kimselere, 5. Esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyen esirlere ve kölelere, 6. Borcuna karşılık malı olmayan borçlulara, 7. Allah yolunda çalışanlara(cihd edenlere), 8. Parasız kalmış yolculara verilir.