DEVLET İDARESİ

31 Temmuz 2006

DEVLET İDARESİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİM

 

 

 

 

 

1-Türkiye’deki servetin, malvarlığının vergisi tam olarak devletin gelirlerine yansımamaktadır. Bunu gerçekleştirmek için piyasa şartlarını dikkate almak gerekir. Halk piyasada para yerine Senet ve Çek kullanmaktadır. Devlet ise vergi alırken peşin para istemektedir. Hâlbuki tedavüldeki nakit para, servetlere nazaran çok azdır. Bu da halkı ister istemez vergi kaçırmaya zorlamaktadır. Bilindiği gibi eski zamanlarda, devlet halktan aynî vergi toplardı. Bugün de onun yerine piyasada mal bedeli olarak dolaşan senet ve çekler vergi olarak alınmalıdır.

 

 

 

 

Devlet halktan 6 ila 10 aylık vadeli Çek ve Senet'leri vergi olarak kabul etmelidir. Bu Çek ve Senet'leri Merkez bankası’nda paraya çevirmeli, yani karşılığını para olarak basmalı ve bu paraların % 80'ini hemen yatırıma yöneltmelidir. Bu Çek ve Senet'lerin vadesi gelince devlet onları tahsil edecektir. Bu sistem en az 5 sene devam etmelidir. Böyle bir sistemle servetler bütçeye intikal eder. Vergi mükelleflerinin vereceği Çek ve Senet'lerin karşısında mal olduğu için, bu hiçbir şekilde karşılıksız para basmak değildir. Bu sistem tatbik edildiği takdirde hem iç borçlanma duracak, hem de dış borçlanma azalacaktır.

2- Devlet idaresinde, ideoloji olmamalıdır. Zira ideolojiler devleti ister-istemez baskı devleti haline getirir. Türkiye’de "Lâiklik" ve "Atatürkçülük" daima milletle devlet arasına nefret ve düşmanlık sokmuştur. Ülkemizde yaşanan karışıklıkların sebebi "Lâiklik" ve "Atatürkçülük”tür. Halkın bir kısmı Lâikliği benimsemiş, bir kısmı da benimsememiştir. "Lâiklik" ve "Atatürkçülük" Türkiye'ye ne getirmiştir! Lâiklik sebebiyle halk-devlet kaynaşması önlenmiştir. Türkiye'de uygulanan Lâikliğin dünyada bir benzeri yoktur. Sonra bize Lâikliği empoze edenler, kendileri lâik değillerdir. Meselâ: Amerika, İngiltere, Almanya, Japonya lâik değildir. Fransa'daki Lâiklik ise din düşmanlığı değildir. O halde kendi milletimizin inançlarına ters düşen bu Lâikliğin faidesi ne? Lâikliği kaldıralım. Yerine "Adalet ve Hakkaniyet" ibaresini koyalım.

 

3- Devlet yabancı danışman kullanmamalıdır. Çünkü bu yabancı danışmanlar devleti yanlış yönlendiriyorlar. Gerçekte yabancı danışmanların çoğu casustur. Şimdi düşünelim ve soralım! Bugün sanayileşmiş ülkeler yabancı danışman kullanıyor mu? Sanayileşme dönemlerinde acaba yabancı danışman kullandılar mı?

İlim ve teknolojiye gelince, bilindiği gibi ilmin ve teknolojinin dini, milliyeti ve vatanı yoktur. Bunlar. insanî davranışlardır. Her fert ve millet çalışır, öğrenir ve yapar.Nasıl ki bir fert başkasının desteği ile her şeyi yapamazsa; milletler de başkalarının desteği ile bir şey yapamaz. Japonya ve Kore yabancı danışmanlarla mı kalkındı? Kendi güçleriyle ayakları üzerinde duramayan fertler ve milletler ilerleyemez. Her millet kendi kendine bir şey yapabilirse ancak ayakta durur ve ilerler. Bugün dünyada en fakir ve geri kalmış ülkelerin hepsi vaktiyle 80 ila 150 sene İngiliz, Fransız, Hollanda ve Belçika'nın müstemlekeleri idi. Bu batılı ülkeler onları sömürdü, ama karşılığında onlara kan ve gözyaşının haricinde hiçbir şey vermedi. Batı, sömürmek için vardır. Sömürücüden danışmanlar almak, ona yem olmaktır.

4- Devlet ticaret yapmamalı, sadece vergi almalı, aslî görevine dönmelidir. Bugün buna özelleştirme deniliyor. Ordu, Polis, Adalet teşkilatı ve dış politika hariç, devlet her şeyi millete bırakmalıdır.

5- Devletin aslî görevi, hak ve adaletle milleti idare etmektir. Bu ise ülkeyi dışa karşı korumak, içte adaleti gerçekleştirmek, millet için gerekli altyapıyı tamamlamaktır.

6- Eğitim ve öğretim tamamen halka ve vakıflara bırakılmalıdır. Zaten bugün ileri ülkelerde de durum budur.

7- Devlet ve belediyeler halkın iş yapmasını önlemek yerine, halkın işini kolaylaştırmalı, yanlışları düzeltmeli ve yol göstermelidir. Rüşvetin sebebi, mevcut düzendir. Devlet ticaret yaparsa, netice böyle olur. "Akıl için yol birdir" derler. Önemli olan bağımsız düşünebilmektir.

***

 

Benzer Konular

Kelam ve İsâm Hukuku kitabı takdimi

Vakfımız, millî ve milletlerarası tartışmalı ilmî toplantılar yanında İslâmî İlimlerde Metodoloji Problemi’nin araştırıldığı bir dizi Tar-tışmalı İlmî İhtisas Toplantıları da düzenlemektedir. 20-21 Mayıs 2017 tarihlerinde, Sabahattin Zaim Kültür Merkezi’nde “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” konulu sekizinci Tartışmalı İlmî İhtisas Toplantısı gerçekleştirilmiş, bu toplantıda “Gü-nümüzde Kelâm İlminin Müfredatı” ile “Fıkhın Geçmişte ve Günü-müzde Müfredat Sorunları” başlığı altında tebliğler sunulmuş ve çeşitli üniversitelerimizin İlahiyat Fakültelerinde görevli kırk hocamız tarafından müzakere edilmiş, toplantı metinleri “Kelâm İlmi ve İslâm Hukukunda İçerik Sorunları” adlı bu eserde bir araya getirilerek neşredilmiştir. Bu vesileyle çalışmada emeği geçen, maddî-mânevî desteklerini esir-gemeyen bütün kişi, kurum ve kuruluşlara minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

TÜRKİYE’DE SÜRÜP GİDEN İDEOLOJİK TARTIŞMALAR

Türkiye’de Demokrasi, Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürkçülük üzerinde yapılan tartışmalar aslında “karaltıya taş atmak” veya “olmayan bir şeyi hayal ederek var sanmak” gibi oldukça gülünç ve hatta ilkel bir davranış biçimidir. Bir başka ifade ile “Belli bir inancı veya hayat anlayışını benimseyip, herkesin kendisi gibi düşünüp yaşamasını istemektir” ki her iki davranış biçimi hem zararlıdır ve hem de özellikle yaşadığımız asrın demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyeti gibi ana prensiplerine aykırıdır. Fakat ne yazık ki bunlar 21. Yüzyıl Türkiye’sinde fiilen yaşanmaktadır.

ZEKÂT KİMLERE VERİLEBİLİR?

ZEKÂT NERELERE VERİLEBİLİR? Zekâtın nerelere verileceği Tevbe Sûresi’nin 60. ayetinde şöyle anlatılır: Zekâtlar Allah’ın emrettiği bir farz olarak; 1. Yoksullara, 2. Düşkünlere, 3. Zekât toplayan memurlara, 4. Gönülleri İslâm’a ısındırılması düşünülen kimselere, 5. Esirlik ve kölelikten kurtulmak isteyen esirlere ve kölelere, 6. Borcuna karşılık malı olmayan borçlulara, 7. Allah yolunda çalışanlara(cihd edenlere), 8. Parasız kalmış yolculara verilir.